Bugun...


Ergün Volkan Güven

facebook-paylas
Avro Bölgesi veya Avrupa Birliği Bütçesi? Karmaşık Bir Siyasi Soruyla Yüzleşme
Tarih: 07-05-2020 14:33:00 Güncelleme: 07-05-2020 14:33:00


Avro Bölgesi veya Avrupa Birliği Bütçesi?

Karmaşık Bir Siyasi Soruyla Yüzleşme

 

 

 

 

 

 

Guntram B. Wolff

Çeviren : Ergün Volkan Güven[1]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ulusal Kayıt No.217

No.1

Avro Bölgesi veya Avrupa Birliği Bütçesi?

Karmaşık Bir Siyasi Soruyla Yüzleşme

 

Guntram B. Wolff

 

  1. Giriş

 

               Avrupa Komisyonu Düşünceler Belgesi, Avrupa Birliği ile Avro Bölgesi bütçeleri arasındaki farkları ele alan en son belge niteliğindedir.  Yazımızda, bu politik sorunun değerlendirilmesi için analitik bir çerçeve sunulmaktadır. Ayrıca, Avrupa Birliği kapsamında belirli bir dönem için hazırlanan bütçenin Avrupa kapsamında ya da başka bir deyişle Avro Bölgesi kapsamında uygulanması gerektiğini ifade etmeye çalışmaktayız. Bu tartışma, Musgrave'de (1959) tanımlandığı gibi aslında hükümet görev ve sorumluluklarının orijinal dağılımına ilişkindir. Yani hangi hükümetin hangi bütçe işlevini yerine getirmek istediğinin veya hangi bütçe işlevinin üye ülke sorumluluk sahalarında olacağının AB tarafından açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

 
               Avrupa Komisyonu, 2017 yılında AB bütçesinin geleceği hakkındaki taslak raporunu yayımlamıştır.(Avrupa Komisyonu, (2017a). Bu raporda bir çok konuya değinilmiştir. Ancak raporun özünde tek bir siyasi soru üzerinde yoğunlaşılmıştır. Genel olarak AB bütçesinden farklı bir Avro Bölgesi bütçesi olmalı mıdır? Ve eğer olmalıysa, ikisi arasında ne tür bir etkileşim gerçekleşmelidir? Bir Avro Bölgesi bütçesi’nin, AB genelinde yerine getirmesi gereken tüm sorumluluklarını kavramaya gerçekten ihtiyacımız var mı?

 
          Bu soru şu anda çok daha önemlidir; çünkü AB en büyük üyelerinden birini kaybetmek üzeredir. Sonuç olarak bu gelişme ile AB bütçesi daralacaktır. Brexit, sadece daha küçük bir AB bütçesi anlamına gelmeyecektir. Aynı zamanda Brexit, Avro Bölgesinin, Avrupa Birliği GSMH’nın % 85 ’ini ve AB nüfusunun  %76’sını oluşturacaktır. Komisyon belgesi bu konuyla ilgili çeşitli fikirler sunmaktadır (s. 22). Bunlardan ilki, tüm üye devletlerin kullanımına açık olabilecek, yapısal reformlarla birlikte “teknik destek” sürecinin gerçekleşmesidir. Ancak bu sürecin belki de Avro Bölgesi üzerinde oluşması daha da gerekli görülebilir. 

 
               Komisyon bu konuyu değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Üzerinde durulan konulardan İkincisi, AB bütçe ödemelerinin “AB’nin Özünün Korunması” ile bağlantılı olabileceğidir. Üçüncü olarak, AB bütçesinin, parasal birliğin geleceğine yönelik Avro Bölgesi için önerilen bazı istikrar politikalarında araç olarak kullanılabileceği üzerinde durulmuştur.         Bu tartışmada esas noktanın aslında, Avrupa Birliği Komisyonu etki sahası içerisinde ayrı bir Avro Bölgesi bütçesi olması gerekip gerekmediği veya başka bir deyişle her şeyin AB bütçesi altında yerine getirilip getirilmeyeceği konusu olduğu açıkça görülmektedir. Bu tartışmanın bu yönde ilerlemesinin sebebi de AB'nin ve Avro Bölgesi’nin geleceği hakkında farklı görüşlerin varlığıdır. Bu farklı görüşler arasındaki temel ayrım ise AB'nin mi, yoksa Avro Bölgesi’nin mi temel bir siyasi birlik olduğuyla ilgilidir. Bu soru hakkında yorum yapabilmek için analitik bir çerçeve oluşturulması gerekli görülmüştür. Bu çerçeveyi oluşturmaya Richard Musgrave (1959) 'de de belirtilen kamu finansmanının üç işlevinden başlıyoruz: bunlar; tahsis, yeniden dağıtım ve istikrar. Bu sorunun politik yönlerini de tartışarak sonuca varmayı planlamaktayız.

 

 

 
  1. Mevcut AB Bütçe Çerçevesi

 

  1. AB Bütçesi ve Çok Yıllı Finansal Sistem
               Avrupa Birliği (AB) bütçesi, Çok Yıllı Finansal Sistem (ÇYFS) kurallarına uygun olarak hazırlanmaktadır. ÇYFS, sadece AB bütçesinin kendisi değildir; AB bütçesinin önceden belirlenmiş bir süre boyunca nasıl yürütülmesi gerektiği / bundan sonraki süreçte nasıl yürütüleceği konusunda da küresel rehberlik sağlayan bir çerçevedir. Avrupa Komisyonu web sitesinde AB bütçesi, “AB harcamalarının öngörülebilir olmasını ve harcamaların belirlenen sınırlar  içerisinde kalmasını sağlayarak, bütçe disiplinini de sağlayan bir yapı” şeklinde belirtilmiştrir.

 
               ÇYFS en az beş yıl önceden kararlaştırılmaktadır(örneğin, bugün geçerili olan Çok Yıllı Finansal Sistem 2014-2020 dönemleri için AB üye devletleri tarafından oybirliğiyle kabul edilmiştir.). Maksimum sabitler olarak anılan kalem, AB’nin, en az beş yıllık bir dönemi için altı ana politika alanında harcayabileceği kalemleri belirtmektedir. 2014–2020 dönemi için, ÇYFS aşağıdaki altı alana  bölümlendirilmiştir. 

 
<>-----------Avrupa İskan ve Yatırım Fonu
               
               Avrupa İskan ve Yatırım Fonu, AB bütçesi kapsamında, AB harcamalarının büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Kısa yazılışı AIYF olan  fon beş ana Avrupa Fonu’nu kapsamaktadır: Avrupa Sosyal Fonu (ASF), Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu (ABKF), Avrupa Uyum Fonu, Avrupa Denizcilik ve Balıkçılık Fonu (ADBF) ve Avrupa Kırsal Kalkınma Fonu (AKKF). 1303/2013 sıra numaralı AB ortak hükümler tüzüğünde fonların uygulamasına ilişkin hükümler yeralmaktadır.

 

 

Tablo 1’de ülkelere göre bütçe dengesi verilmiştir.

ÜLKE ULUSLARARASI KODU

ÜLKE ADI

BÜTÇE DENGESİ

(MİLYON AVRO)

AT

Avusturya

 

851,1

BE

Belçika

 

1.387,80

BG

Bulgaristan

 

2.279,39

CY

Kıbrıs Rum Kesimi

23.353

CZ

Çek Cumhuriyeti

5.699,44

DE

Almanya

 

14.307

DK

Danimarka

 

790,37

EE

Estonya

 

242.865

EL

Arnavutluk

 

4.933,95

ES

İspanya

 

4.527,35

FI

Finlandiya

 

488,33

FR

Fransa

 

5.522,5

HR

Hırvatistan

 

226.717

HU

Macaristan

 

4.636,54

IE

İrlanda

 

349.294

IT

İtalya

 

2.638,7

LT

Litvanya

 

540.341

LU

Luksenburg

 

93.957

LV

Letonya

 

759.353

MT

Malta

 

31.679

NL

Hollanda

 

3.695,2

PL

Polonya

 

9.483,07

PT

Portekiz

 

981.228

RO

Romanya

 

5.154,48

SE

İsveç

 

2.200,2

SI

Slovenya

 

578.873

SK

Slovak Cumhuriyeti

3.095,15

UK

İngiltere

 

11.521

Kaynak : Avrupa Komisyonu

 

 

 

 

İstikrar ve Kalkınma Harcamaları ile Sürdürülebilir Büyüme: Doğal Kaynaklar harcamalarının bütçe kapsamında birbirine yakınlaşması hedeflenmektedir.

 

 

Şekil : 1 2016 Onaylı Bütçesi – toplam : 155.004,2 Milyar Avro

 

Kaynak: Avrupa Komisyonu

 

 

Fonlar, Avrupa Birliği’nin değişik bölgelerinin gelişmişlik düzeylerini birbirine yakınlaştırmak için kaynak sağlamaktadır. Avrupa Komisyonu internet sitesi verilerinden 2014-2020 tarihleri arasındaki harcama tahminlerinin uyum süreci için ne şekilde harcanacağı yönünde bilgiler temin edilebilmektedir.

 

Fon bazında planlanan Avrupa Birliği Harcama Tutarları:

Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu : 196.355 Milyon Avro

Avrupa Sosyal Fonu : 83.144 Milyon Avro

Avrupa Birliği Uyum Fonu: 63.390 Milyon Avro

Avrupa Denizcilik ve Balıkçılık Fonu : 5.749 Milyon Avro

Avrupa Kırsal Kalkınma Fonu : 99.348 Milyon Avro

 

 

 

Şekil 2 ve 3, AB fonlarından harcanması kararlaştırılan / planlanan harcamaların Avrupa Birliği kapsamında coğrafi dağılımını göstermektedir (bunun toplam tutar olmadığını, 2014 – 2020 yılları dahilinde planlanan ulusal harcamaları içermediğini unutmayalım). Bu şekillerden Polonya’nın, Avrupa Bölgesel Kalkınma Fonu’ndan, Avrupa Sosyal Fon’undan ve Avrupa Birliği Uyum Fonu’ndan en üst derecede yararlanan ülke olduğu anlaşılmaktadır. ( Sırasıyla; 40 Milyar Avro, 13 Milyar Avro ve 23 Milyar Avro) İtalya, İspanya, Çek Cumhuriyeti ve Portekiz’in de bu üç fondan önemli miktarlarda yararlandığı Şekil 2 den anlaşılmaktadır.

 

               Şekil 3, ADBF ve AKKDF’nin coğrafi dağılımını göstermektedir. Fransa (11,4 Milyar Avro), İtalya (10,5 Milyar Avro), Almanya (9,5 Milyar Avro), Polonya (8,7 Milyar Avro) ve İspanya (8,3 Milyar Avro) Avrupa Kırsal Kalkınma Fonundan en fazla faydalanan ülkeler sıralamasında en üstlerdedir. Aynı zamanda bu ülkelerin ADBF den de fayda sağladıkları da söylenebilir. (Örneğin İspanya (1.2 Milyar Avro) ile 1. sıradadır)

 

  1. Kamu Maliyesinin Üç İşlevi
               
               Richard Musgrave’in “Kamu Maliyesi Teorisi” adlı kitabında (1959), kamu maliyesi üç temel işleve ayırmıştır. Bunlar; tahsis, gelirin yeniden dağılımı ve istikrar şeklindedir.

 

Tahsis; piyasa başarısızlıklarını gidermek için kullanılan kamu maliyesi aracıdır. Aynı zamanda tahsis, piyasa başarısızlıklarını gidermek için kullanılan kamu maliyesini ifade etmektedir. Ekonomi içerisindeki piyasa fiyatları, maliyet ve reel fiyatları gerçekçi bir şekilde yansıtmazsa, hükümetler kaynak tahsisi için vergilerden faydalanabilmektedir. (Üretim politikaları, tüketim politikaları, sübvansiyonlar).

 

               Piyasa fiyatları tüm maliyetleri ve faydaları yansıtmazsa, hükümet, örneğin kaynakların tahsis edilmesini ayarlamak için vergilerden yararlanabilir (Bu kullanılacak araçlar üretim politikaları, tüketim politikaları, sübvansiyonlar, yasak veya gerekli hükümler hakkında da düşünebilir). Gelir tarafında, vergi politikalarının ekonominin vergilendirilebilir kapasitesini yansıtması ve göreceli fiyatları mümkün olduğunca ortaya koyması kamusal açıdan beklenen bir sonuçtur. Harcama tarafında ise, hükümet kararlarının en çok kamu mal ve hizmetlerinin sağlanmasına katkıda bulunması gerekmektedir.

 
               İstikrar, makroekonomik ortamı güvence altına almak için kullanılan kamu maliyesi aracıdır. Musgrave’in istikrar sağlama işlevinin ana teması, hükümetlerin tam istihdama ulaşmak için ekonomik fazlayı / açığı düzeltmesi gereğidir. İstikrar politikası, gelirler, harcamalar veya borçlanma gibi çeşitli hükümet kararlarını kapsamaktadır. Bu politikaların amacı ekonominin temel değişkenlerinin (gelir, fiyat, tasarruf ve yatırım, ödemeler dengesi ve parasal büyüme oranı) ekonomik denge noktasında kalmasını sağlamaktır.

 
               İstikrar politikasında dikkat edilmesi gereken durumlar şu şekildedir. Enflasyonun, hükümet harcamalarını finanse etmenin bir yolu olarak kullanmaktan kaçınılması (yüksek enflasyondan kaynaklanan sosyal maliyetlerden, “enflasyonist olmayan finansmandan”), işlerliğin tam olarak sağlanması için sağlam ve sürdürülebilir borç finansmanı, harcama ve gelir politikaları ile hükümetin kararlarının güvenilir ve öngörülebilir olduğundan emin olmak gerekmektedir.

 

               Son olarak, tahsis, bazı düzeltmelerle, hükümetlerin gelir ve servet dağılımının iyileştirilmesi için kamu maliyesinin bir aracı olarak kullanımı da mümkündür. Musgrave, pazar dinamiğinin toplum için tatmin edici kabul edilemeyecek bir gelir dağılımına neden olabileceğini varsaymaktadır. Bu nedenle, hükümetlerin toplum refahı için düzenleyici kararlar almasının gerekli olduğunu belirtmektedir. Bunların yanında hükümetler, vergi ve harcama politikaları sayesinde gelirin yeniden dağılımını sağlayabilmektedirler. Gelirlerin yeniden dağıtılmasının ardındaki temel ilke, geride bırakılanlar için potansiyel olarak fayda sağlayacak politikaların tercih edilmesidir. Musgrave ayrıca, üç işlevden birini elde etmek için alınan herhangi bir kararın diğer ikisini de etkileyeceğini ifade etmiştir.

 
               3. 1 Tahsis
               
               Tahsis, kamusal alandaki mal ve hizmetlerin özel sektör tarafından sunulmasıyla toplumsal refahın sağlanamaması durumunda bu koşulları sağlayabilmek adına kamunun aldığı rolü ifade etmektedir. Kamusal mal ve hizmetlere verilecek tipik örnekler, savunma, dış politika, kamu altyapısı, ağlar, çevre düzenlemesi şeklinde belirtilebilir.

 
               Örneğin, Doğalgaz veya telekominikasyon anlamında AB ağları düşünüldüğünde Avro bölgesi için halihazırda varolan ağlardan farklı bir haritanın oluşturabileceği düşünülmemelidir. Ortaya çıkan dışsallıklar, AB düzeyinde, hatta küresel ölçekte olabilmektedir. Bu yüzden AB olarak kamusal alanların düzenlenmesi gerekli bir olgudur.Burada gerçekleşmesi muhtemel bir istisna bulunmaktadır, bu da finansal istikrardır. Finansal istikrar küresel ve AB çapında bir kamu yararı olmakla birlikte, Avro Bölgesinde, Avrodan kaynaklı nedenlerden dolayı kendi finansal istikrarsızlıklarına da sebep olmaktadır. Örneğin, Avro Bölgesi’nde ECB finansal kuruluşu bankalara likidite sağlamaktadır. Ancak bu tarz finansal oluşumların Avro Bölgesinde var olmaması Avro bölgesi için daha fazla mevduat bankacılık girişiminin olması gerektiği tezini desteklemektedir. Bunun sonucunda da finansal istikrar sağlanacak, bölge finansmanı da makul seviyelerde kalarak istikrarsızlık durumunun önüne geçilecektir.

 

 

 

 

 
3. 2 Gelirin Yeniden Dağılımı
               
               Gelirin yeniden dağıtılması, bütçeden, ek kaynaklara ihtiyaç duyulan kalemlere daha fazla kaynak aktarılması anlamına gelmektedir. Yeniden dağılım politik bir seçimdir ve farklı ülkeler ile toplumlar gelirin yeniden dağıtılmasını çok farklı seviyelerde gerçekleştirmişlerdir. Alman filozof Peter Sloterdijk (2017) dayanışma sistemlerinin şimdiye kadar yalnızca ulusal çerçevelerde sürdürülebileceği görüşünü dile getirmiştir. Ve gerçekten de, ulus devletin etrafında modern dayanışma sistemleri inşa edilmiştir. Bu daha sonra hangi “Avrupa seviyesinin ne olduğu ” sorusunu gündeme getirmiştir. Ticari engellerin kaldırılmasının kaybedenler ve kazananlar yaratabileceği bilinmektedir. Tek pazar, ticaret engellerinin kaldırılmasının çok ötesine geçerek aynı zamanda emeğin, sermayenin ve hizmetlerin serbest dolaşımını da sağlamaktadır. Bu durum, GSYİH seviyelerinin yüksek olduğu ülkelerde ve GSYİH seviyelerinin düşük olduğu ülkelerde önemli farklı ekonomik etkilere neden olmaktadır.

 
               AB’nin yeniden dağıtım sistemi, ekonomilerin yetişebilmesi ve ekonomilerin tek pazarın baskılarıyla başa çıkabilmesi için destek vermektedir. Ve bu sistemin etkinliği tartışılabilir olsa da, açıkça AB ile bire bir bağlantılıdır. Ancak, Avro Bölgesi ek sosyal çıkarımlara sahip midir? Avrupa Komisyonu, para birliği etrafındaki sosyal dayanışma tartışmasını da ele almıştır. (Avrupa Komisyonu, 2017b), ancak bu seçimin yapılabilmesi için herhangi bir gerekçe ilgili raporda belirtilmemiştir. 

 
               Avro kullanımı, elbette, döviz kurundaki belirsizliği ortadan kaldırarak daha fazla pazar entegrasyonu sağlamanın bir yoludur. Ve eğer bir kişi tek bir pazarın yeniden dağıtım süreci gerektirdiğini kabul ederse, o zaman sadece pazarın derinliğini arttırıcı çalışmaların yapılması yerinde olacaktır. 

 
               Bununla birlikte, Avro'nun AB'ye kıyasla daha derin bir emek, hizmet veya mal entegrasyonu yarattığına dair kanıtlar da çok güçlü değildir. Ticaret üzerindeki etkiler beklenenden daha düşüktür. Avro bölgesindeki göç sayılarının bir bütün olarak AB'deki göç sayılarına göre daha üstün olduğunu ya da Avro'nun kullanımının ek göçlere yol açtığını söyleyemeyiz. Ayrıca, belirtilen odur ki, Avro'nun toparlanma etkisi yarattığı fikri, herhangi bir ampirik kanıta da dayanmamaktadır. Ayrıca, Avro bölgesinde gelirin yeniden dağıtılmasının nasıl uygulanacağı şeklinde akıllara yeni bir soru gelmektedir: Avro bölgesi, istikrarsız bir para birimi alanı olmaya devam mı ediyor? Birlikte ele alındığında, tüm bunlar, dengesizlikleri düzeltmek için piyasa güçlerinin etkisiz veya yavaş olduğu anlamına gelmektedir. Örneğin, nominal bir döviz kuru olmadan, gerçek kur ayarlaması yalnızca çok yavaş ve kademeli olarak gerçekleşebilmektedir. Ve cari işlemler fazlası, görünür bir ayarlama olmadan uzun süre boyunca yüksek seviyelerde devam etmektedir. 

 
               Yeniden dağıtım, bu dengesizliklerin giderilmesinin bir yolu olabilir. Ancak, bunun istenmeyen sonuçlarının olabileceğini de gözardı etmemek gerekmektedir. Bu yeniden dağıtmanın istenmemesinin nedenleri politik ve ekonomiktir. Politik açıdan bakıldığında, para birliğinde uzun süreli transferler, ödemeleri düzenli olan ülkeler için kullanılamaz. Ekonomik açıdan bakıldığında, uzun süreli transferler, süreci sabitleştirmektedir. Görüşüme göre, bu dengesizliklerin yerine sorunların daha proaktif olarak ele alınması tercih edilmelidir.

 
3. 3 İstikrar
               
               İstikrar politikası, devletin istikrarsız zamanlarda piyasadan düşük maliyetle borç alabilmesi ve piyasaya geri ödeme dönemlerinde de toplam talebi arttırmak şeklinde ifade edilen harcama yeteneğidir. Hükümetler, büyük miktarda borç veremezler. Yatırımcıya yönelik herhangi bir risk, daha sonra sadece kur ve enflasyonla ilişkilendirilebilir, ancak yatırımın nominal değeri ile ilişkilendirilemez. Parasal birlik bu ilişkiyi derinden değiştirmiştir. Nominal bedelin temerrüde düşmemesi için kur aracını ve para politikasını kullanma yeteneğini ortadan kaldırmıştır. Sonuç olarak, ulusal hükümetler maliye politikasını bir istikrar aracı olarak kullanmaları konusunda daha kısıtlı davranmaya başlamışlardır.

 
               Avro bölgesi bu konuyu şu ana kadar üç araç ile ele almıştır. Birincisi, hükümetlerin mali politikalarını iyi zamanlarda disipline etmelerini ve böylece kötü zamanlarda yeterli mali alan yaratmalarını öngörmüştür. Gerçek şu ki, bunu başarmak için uygulamaya sokulan kurallar dizisi büyük ölçüde başarısız olmuştur.

 
               İkincisi, ESM  yaratılmıştır. ESM, hükümetlerin düşük oranlarda borç almaya devam etme kabiliyetini arttırmada başarılı olmuştur. Ancak ESM, kendisine bağlı koşullar ve daha güçlü ülkeler tarafından verilen garantiler nedeniyle çok sevilmemektedir. Üçüncüsü ise, diğer tüm Avro bölgesi üye devletlerinin siyasi desteği olduğu sürece, hükümetlerin borç alma kabiliyetlerini önemli ölçüde artırmalarını sağlayan OMT programının oluşturulmasıdır.

 
               Bu nedenle, Avro Bölgesi’nin AB bütçesinden farklı bir istikrar politikası ile ilgili bir dizi sorun yarattığı açıktır. Son olarak, istikrarın gerçekleştirilmesine yönelik nasıl bir seçenek uygulanması gerektiği üzerinde durulursa, kolay olmamakla beraber sadece Avro Bölgesi için yeni bir istikrar politikası yapılandırılabilir. (Guntram B. Wolff (2017)). Bu durum gerçekleştiğinde Avro Bölgesi dışındaki AB ülkeleri aynı istikrar politikası sorunuyla karşı karşıya kalmamış olmaktadır. 

 
               Bu nedenle, ele alınması gereken ana soru: Neden bir Avro Bölgesi bütçesine ihtiyacımız var? 
               
               Birincisi, ABD veya İsviçre gibi bölgeselleşmeye doğru ilerleme düşünülebilir. Avro Bölgesi bir federasyon şekline dönüştürülebilir. Ancak bu, savunma veya sosyal güvenlik sistemi gibi temel siyasi işlevlerde önemli bir ulusal egemenlik sorununu beraberinde gerektirecektir. Federal bir birlik olmak, aynı zamanda federal vergilendirme yetkisi ve borç verme yeterliliğine sahip olmak anlamına geldiğinden Avro Bölgesi üyeleri arasındaki önemli siyasi farklılıklar buna engel oluşturacaktır; bu nedenle de federal bir Avro Bölgesi arzu edilmeyen bir opsiyondur. 
               
               İkincisi, Avro Bölgesi bütçesinin oluşturulması kamu yatırımlarının arttırılmasına yardımcı olabilir. Gerçekten de, Avro Bölgesinde hem özel hem de kamu yatırımlarının düşüklüğünden dolayı bütçede bir yatırım açığı süreci sözkonusudur. Bunun aşılması için bazı altın kuralların getirilmesi, ortaya çıkan yatırım sorununun çözümüne yardımcı olabilecektir. Bu nedenle, artan kamu yatırım hacmini sağlamak, bir Avro Bölgesi bütçesinin uygulanmasının altında yatan ana motivasyon kaynağı olamayacaktır.

 
               Üçüncüsü, potansiyel bir anlaşmanın parçası olarak Avro Bölgesi borçlanma kapasitesinin artışı düşünülebilir. (yatırımı finanse etmek için güvenilirliği daha fazla olan bölgesel seçenekleri, belirlenecek limitler dahilinde kullanmak tercih edilebilir bir opsiyondur.) Bu opsiyon bölgesel borçlanma anlamına gelir ve bu noktada ulusal borçlanmanın sona ermesi süreci ortaya çıkabilir. Ancak bu yöntem ulusal borçlanmaya oldukça sert sınırlar getireceği için politik, yasal ve anayasal olarak imkansız olabilir. Bunu yapabilmek anayasa değişikliği gerektirecektir (düşük faizli borç ihracını sınırlamak için). Bu kısa ve orta vadede mümkün olmayabilir.

 
               Bir Avro Bölgesi bütçesi oluşturulmasının ardındaki dördüncü motivasyon da aşağıdaki gibi olabilir: potansiyel olarak piyasaya erişimini kaybetme riski taşıyan ülkeler için destek sağlanması. Bir Avro Bölgesi bütçesi, pazar erişimini kaybetme riski altındaki ülkelerin harcamalarını destekleyebilir. Bunun dezavantajı da para dağılımının, siyasi kararlar ile objektif ölçülere göre yapılmamasıdır.

 
               Son olarak, daha önce de belirtildiği gibi, kamu mallarının temin edilmesi güvenilir bir yöntem olabilir, ancak bu sadece Avro Bölgesi 'nde finansal istikrar sağlanması ile sınırlı kalacaktır(konuoldukça karmaşık görünmektedir).Gerekli tüm kamu mallarını Avro Bölgesi düzeyinde sağlamak için bunların tamamının AB bütçesinden karşılanması gerekmektedir. Bu noktada bankacılık sektöründe oluşturulacak bir birlik ve buna yakın yapıların desteklenmesi makro ekonomik istikrar bakımından oldukça önemlidir.

 
  1. Avro Bölgesi Bütçesinin Uygulanması Üzerine Tartışmalar
               
               Bir Avro bölgesi bütçesinin amaçlarını tanımladıktan sonra, hala çözülmesi gereken birkaç konu daha bulunmaktadır. Birinci olarak, bunun nasıl finanse edileceğine dair karar verilmesi gerekiyor. Bir olasılık, kurumlar vergisi gibi bir vergiyi Avro Bölgesi kullanımına atamak ve Avro Bölgesi parlamentosuna da atanan bu kurumlar vergisi üzerinde yasama yetkisi vermektir. İkinci seçenek, ücret tabanlı bir sistem tasarlamaktır. Üçüncü bir seçenek de, ESM'yi daha da geliştirmek ve Avro bölgesi bütçesini Avro bölgesi üye devletlerinin katkılarına bağlı hale getirmektir. İkinci olarak, bir Avro Bölgesi bütçesi, ulusal maliye politikasına getirilen sınırlamalarda değişiklik yapılmasını gerektirecek ve egemenliği doğrudan sınırlayan anayasal değişikliklerden geçilmesi zorunlu hale gelecektir. (Borç verme hakkı gibi) Üçüncüsü ise, bir bütçe ya da fon ihtiyacı gereği, bu ilk iki seçenek arasında önemli farklılıklar ve sonuçlar bulunmaktadır. Bir bütçe tekrarlayan harcamaları ve tekrarlayan gelir artışlarını ifade ederken, bir fon, belirli olağanüstü olaylar için kaynak aktarımı anlamına gelmektedir ve bir vergi veya vergi yerine ulusal bütçelerden alınan bir ücret ya da katkıdan oluşmaktadır.

 

               Sonuç olarak, Avrupa genelinde bir yönetim sorunu oluşacaktır. 2015 yılında André Sapir ve Guntram B. Wolff, Avro grubunun bir Avro bölgesi “maliye bakanı” ve oy hakkına sahip birkaç Avro temsilcisi ile “Mali Politika Sistemi” ni değerlendirdi. Edinilen ana fikir,  bu organın ulusal mali politikaların koordinasyonunda ve ESM'nin sorumluluğunda daha güçlü bir rol oynamasına izin verilmesi yönündeydi. Bu arada belirtmekte fayda var ki Avro Bölgesi Maliye Bakanı’na ne kadar yetki verilirse temsil edinilen kollektif çıkar gruplarının menfaati de o kadar savunulacaktır. Ülkelerin kendi bakanlarının, Avro Bölgesi Maliye Bakanı ile  birlikte karar verdikleri karma bir yapı, muhtemelen ulusal maliye politikalarının başarıya kavuşmasında önemli bir adım olacaktır.

 

  1. Sonuç

 

               Hükümetin üzerine düşen üç işlevinden, AB bütçesinden farklı bir Avro Bölgesi bütçesi için verilebilecek en net örnek, istikrar politikası alanındadır. Kamusal malların tedariki ile ilgili olarak, yalnızca finansal istikrarın belirli bir Avro Bölgesi boyutuna indirgenmesi için mücadele edilmelidir.  Ve gelirin yeniden dağılımı söz konusu olduğunda, Avro Bölgesi boyutu çoğunlukla sürekli istikrarsızlıklarla yüzleşecektir. Bununla birlikte, Avro Bölgesi harcamaları için istikrarsızlıkların ayrı ayrı ele alınması gerektiği düşüncesindeyim.  Avro bölgesi maliye politikası üzerine bir değerlendirmeye gerek duyulmaktadır. Bu yazıda, bir Avro Bölgesi bütçesi için dört olası yol ve amaç tartışılmıştır. Sonunda hangilerinin değerlendirileceği ve uygulanacağı temel siyasi tercihlere dayanmaktadır.

 

               Avro bölgesi bütçesi için ilk seçenek, federal kaynakları artırmak ve aynı zamanda ulusal borçlanma haklarını azaltmak için siyasi bir yapılanmadır. Mali disiplini sağlamak ve böylece Avro Bölgesini bir bütün olarak sarsabilecek uygunsuz politikalardan kaçınmak için, bazı bölgesel kaynaklar siyasi bir anlaşmanın parçası olarak görülebilir. Bu anlaşmanın temel fikri, bir para birliğindeki ulusal maliye politikasından kaynaklanan tehlikelerden kurtulmak, bununla birlikte bazı ortak kaynakların da sağlanması yönünde olacaktır.

              

               Kaynakları, ilgili ekonomiye bağlı olarak ulusal bütçeler kapsamında  harcayacak küçük bir bütçe ve Avro Bölgesi’nin genel döngüsünü ifade eden, ulusal borçlanma konusunda daha sert ve muhtemelen anayasal sınırlar ile şekillendirilmiş bir yapının kurulması gerekmektedir. Bunların gerçekleşmesi  geniş kapsamlı bir analizi gerektiren önemli kurumsal yapı sorunlarını da beraberinde getirecektir. Alternatif olarak, bazılarının fon yatırımlarını açığa çıkarması için “altın bir kural” oluşturmasına olanak sağlayan mali reform, kamu yatırımlarındaki zayıflığı gidermek için güçlü bir araç olabilir. Bu modelde, ulusal sorumluluğun arttırılması bakımından bir kanunun daha güçlendirilmesi gerekecektir.

 

               Avro Bölgesi mali desteğinin ikinci olası kullanımı, pazar payını kaybetme riski taşıyan ülkelerde gerçekleşmektedir. Yine, bu bir çok kurumsal sorunu gündeme getirmektedir. Böyle bir garantileme şekli, aynı zamanda daha önceden uygulanan ön uygunluk kriterlerinin yerine getirilmesini de gerektirecektir.

 

               Bir Avro Bölgesi bütçesinin üçüncü beklenen ve belki de en önemli yönü, finansal sisteme ortak bir mali destek biriminin oluşturulmasıdır.  Finansal istikrar, ortak kaynakların gerekli olduğu bir Avro Bölgesi halkı içindir. Aynı zamanda, Avrupa para birliği için gerekli bir adım olarak kabul ettiğim, kurtarma amaçlı olmayan anayasanın güvenirliğini arttırma çözümünün de bir parçasıdır.

 

               Son olarak, bir Avro Bölgesi Maliye Bakanı borç yönetiminde rol oynayabilmelidir. Aynı zamanda Maliye Bakanı, Avrupa İstikrar Mekanizması ve ECB’nin, OMT programını daha nasıl geliştirileceği yönünde çalışmalar yapması gerekmektedir.Bunun yanında sürdürülebilir olmayan devlet borçlanması ile nasıl başa çıkılacağının, çözümlenmesi gereken genel bir tartışma halini de alması gerekmektedir.

 

               Avro Bölgesinin mali boyutunun geliştirilmesi, yasal düzen, ekonomik kaynaklar ve ahlaki tehlikeler için derin etkileri olacaktır. Bu düzenlemeler ile Avrupa Parlamentosu'nun rolünün değişmesi, ulusal parlamentoların rolü, ulusal mali kaynaklar, bölgesel mali kaynaklar ve Avrupa Merkez Bankası arasındaki bağlantı hakkında önemli sorunlar ortaya çıkartacaktır. Avro Bölgesi için gerçekleşmesi istenilen tüm seçeneklerin artıları ve eksileri hakkında çalışmalar yapılmalıdır.

 

               Sonuçta, bu konu özünde politik br karardır. Kamu maliyesi siyasetin merkezindedir. İstikrar politikası sadece tarafsız bir makroekonomik araç değil, politik davranışa açık sonuçları bulunmaktadır. Kamusal mallar sonuçta siyasal seçimleri temsil ettiği için siyasal karar mekanizmaları tarafından tanımlanır. Bu nedenle asıl soru, eğer daha fazla olursa, başka siyasi entegrasyon adımlarının AB'de mi yoksa Avro Bölgesi’nde mi, ya da AB'nin daha küçük alt kümelerinde mi gerçekleşeceğidir. Bratislava zirvesi, 27 tane AB ülkesinin birliğini korumaya karar vermiştir. Ancak son gelişmeler, fikir ayrılığına sebebiyet verebilecektir. Ve sonraki süreçte komisyon belgesinde de yerini alabilir.

 

Mükemmel araştırma yardımı için Justine Feliu'ya teşekkür ederim.


 

 

 
 

[1] SMMM- GMM Geleceğin Mali Müşavirleri Derneği Kurucu Üyesi



Bu yazı 565 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
Henüz anket oluşturulmamış.
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HAVA DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI